OSMANBEY ESCORT MASÖZ PARTNER EMOŞ

Osmanbey escort masöz Emoş, kapıdan içeri girdiğinde yirmi üç yaşındaydı. Kapıdan içeri girdiğinde ikindi öğle rüzgarı dalları eğmeye başlamıştı. Bulutlar İstiklal Caddesi kalabalığa üzerinde geziniyor, bir yağmur ha yağdı ha yağacak, sahneye çıkmak için sırasını bekliyordu. Kapıdan içeri girdiğinde bayan escort masöz Osmanbey Emoş ’un kafasında bir sürü karşı birbirine karışıyordu. ‘bugünlerde hiç yağmuru gören var mı?’ ya da ‘Biraz yağmur kimseyi incitmez.’ Günlerden bir gündü işte. Her zamanki rutin işler, okunmamış kitapların, uzun zamandır görülememiş dostların ve bir türlü, aylak ve serbest bir hayatın ruhu özgürleştiren çağrısına icabet edemiyor getirdiği yorgunluklar, farkına varmadan bir anda yaşlanıvermiş olmanın şaşkınlığı derken, akıp giden bir gündü bu da diğerleri gibi. Arada gözleri yan penceredeki ağaca değiyordu, arada ayağa kalkıyor odaları geziniyor, ruha bir canlılık, kalbe bir neşe verme gayreti içinde kafasında kitap projeleri tasarlıyor, boş çay, kahve ve arada tütün ile ayakta kalmaya çalışıyordu

Bayan escort masöz Osmanbey Emoş. Ruhta uçucu ve uçarı bir neşe belli belirsiz geziniyor, kendini önemseme duygusu egoyu alt etme yönünde okunmuş sayısız yazıya ve işitilmiş onca tembihe rağmen yine ve her seferinde ruhu yokluyordu. Saygın bir işi vardı, bu işten zengin olmayacaksa da fena sayılmaz bir gerilim ve daha da önemlisi ruhun yaraları için sadece İstanbul escort bayan Emoş’u kendilerine emin kılmış danışanları vardı. Günlerden bir gündü, yıllar var ki şiir yazmamıştı. Şiirin ve has duyguların gereksindiği boş uzay bir süredir çıkmıştı hayatından, teorilerin adamıydı artık, ruha dokunan sözlerin değil. Kapı açıldı. Kapıdan içeriye yirmi üç yaşından genç bir bayanın ruhu girmişti. Bedeni bir hastalık nedeniyle durakalmış, bedeni bir hastalık durakalmış, sanki küçüklüğüne geri dönmüş gibiydi. Bayan escort İstanbul Osmanbey Emoş için sağanak halinde yağmurlar yağıyor, şimşekler ruhunun çöllerinde çakıyor, hayatın tuhaf mucizelerinden biri olan bu karşılaşma anının şaşkınlığını üzerinde atmaya çalışıyordu. İnsanların onu narin bedenine şaşkınlıkla bakakaldığı her seferin de bir kum fırtınası içini allak bullak ediyor, yabanıl bakışlardan kendisine koruyamayan ruhu tıka basa doluyordu. Bir inilti ve bir fısıltı halinde yaşayan bedeni kendisine dillendirmek istediğin de daha fazlasını veremiyordu. Fısıltısı gözyaşlarına ekleniyor, çok ama çok gürültülü bir dünyada işitilmesi giderek zorlaşıyordu. Usulca sustu. Ve kendi kendine kafasında olan gürültülü hayatı susturmaya karar vermişti.